Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
I don't understand.
  • [PHR] anlamak: Anlamıyorum.

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
understand Dinle! {,ʌndər'stænd}
  • [V] anlamak, iyi anlamak, kavramak, bilmek, çakmak, anlayışlı olmak, hissetmek
Do you understand?
  • [PHR] anlamak: Anlıyor musunuz?
give smb. to understand
  • [V] çıtlatmak, ima etmek
I understand.
  • [PHR] anlamak: Anlıyorum.
make understand
  • [V] anlamasını sağlamak, hissettirmek, sezdirmek
not to understand
  • [V] anlayamamak
understand each other
  • [V] uyuşmak
understand perfectly
  • [V] iyi anlamak
give s.o. to understand s.t. birine bir şeyi ima etmek.
i dont understand
1. bir {romen}. ben.
understand f. {un.der.stood}
1. anlamak, kavramak: I understand what they are saying. Söylediklerini anlıyorum. I cannot understand the meaning of infinity. Sonsuzluğun anlamını kavrayamıyorum.
2. iyice bilmek, -den anlamak: He understands machines. Makinelerden anlıyor.
3. işitmek, duymak: I understand that he has changed his plans. Planlarını değiştirdiğini duydum.
4. anlam vermek, yorumlamak: They understood his message to mean that he did not wish to see them. Mesajını, onları görmek istemediği şeklinde yorumladılar.
5. anlayış göstermek: When people come to pour out their problems to her she tries to understand them. İnsanlar ona dertlerini dökmeye geldikleri zaman onlara anlayış göstermeye çalışıyor.
understand f. {-stood} anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, bilmek; haberdar olmak; mana vermek; şart kabul etmek; farz etmek; tahmin etmek; anlayışlı olmak; hemfikir olmak, hisleri paylaşmak. It is understood that... Koşulan şartlara göre... give one to understand ima etmek. understand each other birbirini anlamak; danışıklı döğüşte bulunmak.
give someone to understand somethin * birine bir şeyi ima etmek.
understand un.der.stand ^ndırständ' Fiil (D) understood * anlamak, kavramak: I understand what they are saying. Söylediklerini anlıyorum. I cannot understand the meaning of infinity. Sonsuzluğun anlamını kavrayamıyorum. * iyice bilmek, -den anlamak: He understands machines. Makinelerden anlıyor. * işitmek, duymak: I understand that he has changed his plans. Planlarını değiştirdiğini duydum. * anlam vermek, yorumlamak: They understood his message to mean that he did not wish to see them. Mesajını, onları görmek istemediği şeklinde yorumladılar. * anlayış göstermek: When people come to pour out their problems to her she tries to understand them. İnsanlar ona dertlerini dökmeye geldikleri zaman onlara anlayış göstermeye çalışıyor.
understand {-stood} anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, b
self understand v.kendi kendine anla:n.kendi kendine anlayış
understand anla
understand anlamak
understand işitmek
understand öğrenmek