| understand |
{,ʌndər'stænd}
- [V] anlamak, iyi anlamak, kavramak, bilmek, çakmak, anlayışlı olmak, hissetmek
|
|
| Do you understand? |
- [PHR] anlamak: Anlıyor musunuz?
|
|
| give smb. to understand |
|
|
| I don't understand. |
- [PHR] anlamak: Anlamıyorum.
|
|
| I understand. |
- [PHR] anlamak: Anlıyorum.
|
|
| make understand |
- [V] anlamasını sağlamak, hissettirmek, sezdirmek
|
|
| not to understand |
|
|
| understand each other |
|
|
| understand perfectly |
|
|
| give s.o. to understand s.t. |
birine bir şeyi ima etmek. |
|
| i dont understand |
1. bir {romen}. ben. |
|
| understand |
f. {un.der.stood} 1. anlamak, kavramak: I understand what they are saying. Söylediklerini anlıyorum. I cannot understand the meaning of infinity. Sonsuzluğun anlamını kavrayamıyorum. 2. iyice bilmek, -den anlamak: He understands machines. Makinelerden anlıyor. 3. işitmek, duymak: I understand that he has changed his plans. Planlarını değiştirdiğini duydum. 4. anlam vermek, yorumlamak: They understood his message to mean that he did not wish to see them. Mesajını, onları görmek istemediği şeklinde yorumladılar. 5. anlayış göstermek: When people come to pour out their problems to her she tries to understand them. İnsanlar ona dertlerini dökmeye geldikleri zaman onlara anlayış göstermeye çalışıyor. |
|
| understand |
f. {-stood} anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, bilmek; haberdar olmak; mana vermek; şart kabul etmek; farz etmek; tahmin etmek; anlayışlı olmak; hemfikir olmak, hisleri paylaşmak. It is understood that... Koşulan şartlara göre... give one to understand ima etmek. understand each other birbirini anlamak; danışıklı döğüşte bulunmak. |
|
| give someone to understand somethin |
* birine bir şeyi ima etmek. |
|
| understand |
un.der.stand
^ndırständ'
Fiil (D) understood
* anlamak, kavramak:
I understand what they are saying.
Söylediklerini anlıyorum.
I cannot understand the meaning of infinity.
Sonsuzluğun anlamını kavrayamıyorum.
* iyice bilmek, -den anlamak:
He understands machines.
Makinelerden anlıyor.
* işitmek, duymak:
I understand that he has changed his plans.
Planlarını değiştirdiğini duydum.
* anlam vermek, yorumlamak:
They understood his message to mean that he did not wish to see them.
Mesajını, onları görmek istemediği şeklinde yorumladılar.
* anlayış göstermek:
When people come to pour out their problems to her she tries to understand them.
İnsanlar ona dertlerini dökmeye geldikleri zaman onlara anlayış göstermeye çalışıyor. |
|
| understand |
{-stood} anlamak; kestirmek; öğrenmek; kavramak, b |
|
| self understand |
v.kendi kendine anla:n.kendi kendine anlayış |
|
| understand |
anla |
|
| understand |
anlamak |
|
| understand |
işitmek |
|