Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
fix Dinle! {fıks}
  • [N] güç durum, çıkmaz, önceden belirlenmiş sonuç, uyuşturucu iğne, eroin dozu, aşırı doz
  • [V] bağlamak, takmak, yerleştirmek, dikmek {göz}, tamir etmek, yapıştırmak, düzeltmek, tespit etmek, saptamak, kararlaştırmak, dik dik bakmak, gözünü dikmek, dikkat çekmek, gözünü ayırmamak, sağlamak, üstesinden gelmek, rüşvet vermek, rüşvetle elde etmek, tasarlamak, uyuşturucu almak,
fix i.
fix f.
1. tamir etmek.
2. {sabitleştirecek bir şekilde} takmak, yerleştirmek.
3. {tarih, miktar v.b.´ni} kararlaştırmak, tayin etmek.
4. {kahvaltı/öğle yemeği/akşam yemeği} hazırlamak.
5. {saçını} yapmak.
6. {filmin} fiksajını yapmak.
7. k. dili şike yaparak {maçın} sonucunu tayin etmek; rüşvet yedirerek {mahkemenin} sonucunu tayin etmek.
8. k. dili gününü göstermek, hakkından gelmek, çanına ot tıkamak.
fix f. yerleştirmek, oturtmak; sabitleştirmek; kararlaştırmak; {A.B.D}. düzene sokmak; {A.B.D}., {k}.dili tamir etmek; {A.B.D}. {yemek} hazırlamak; {k}.dili rüşvet yoluyla sonucu garanti altına almak; spor şike yapmak; {A.B.D}., {k}.dili yola getirmek; mikroskopik çalışma için hazırlamak; {kim}. katılaştırmak; {foto}. tespit banyosu yapmak; {k}.dili {kedi, köpek} kısırlaştırmak. fix ones eyes on a thing bir şeye gözünü dikmek. fix on kararlaştırmak. fix up {k}.dili tamir etmek; düzene sokmak, tertip etmek, hazırlamak; ihtiyacını karşılamak.
Fix Uydur