| suffer |
{'sʌfər}
- [V] acı çekmek, çekmek, zarar görmek, katlanmak, cezasını çekmek, acısını çekmek, kıvranmak, zayiat vermek, izin vermek, göz yummak
|
|
| suffer |
f. ıstırap çekmek; tutulmuş olmak, müptela olmak; cezasını çekmek; idam olunmak; cefa çekmek; {eski} katlanmak, tahammül etmek; müsaade etmek, izin vermek, bırakmak. sufferer
i. ıstırap çeken kimse. |
|
| suffer |
f. 1. ıstırap çekmek, acı çekmek; -i çekmek; from {belirli bir hastalıktan} mustarip olmak; from -in sıkıntısını çekmek; for -in acısını çekmek: She´s suffered a lot of sadness. Çok üzüntü çekti. He´s suffered a lot of difficulties. Çok sıkıntı çekti. Aytül suffers from migraine headaches. Aytül migrenden mustarip. This student is suffering from a lack of self-confidence. Bu öğrenci kendine güvensizliğin sıkıntısını çekiyor. She´s suffered a lot. Çok acı çekti. They´ll suffer for this. Bunun acısını çekerler. 2. {kötü bir şeye} uğramak: The firm suffered big losses. Firma büyük zararlara uğradı. 3. eski seviyesinden aşağı düşmek: His work has suffered as a result of this. Bunun sonucunda işi eski seviyesinden aşağı düştü. |
|
| suffer |
suf.fer
s^f'ır
Fiil
* ıstırap çekmek, acı çekmek; -i çekmek; [from] {belirli bir hastalıktan} mustarip olmak; [from] -in sıkıntısını
çekmek; [for] -in acısını çekmek.
* {kötü bir şeye} uğramak.
* eski seviyesinden aşağı düşmek:
His work has suffered as a result of this.
Bunun sonucunda işi eski seviyesinden aşağı düştü. |
|
| suffer |
ıstırap çekmek; tutulmuş olmak, müptela olmak; cez |
|
|