| beautiful people |
- [N] seçkinler, genç ve modern insanlar
|
|
| People's Republic of China |
- [NPR] Çin Halk Cumhuriyeti
|
|
| the common people |
|
|
| disabled people |
|
|
| flower people |
- [N] çiçek çocukları, hipiler
|
|
| people of that ilk |
- [ADV] bu tip insanlar, böyle tipler
|
|
| There are people injured. |
- [PHR] yaralı: Yaralılar var.
|
|
| people |
{'pi:pəl}
- [N] halk, insanlar, el: eller, ulus, millet, aile fertleri, herkes, elalem
- [V] insan yerleştirmek
|
|
| literaty people |
|
|
| little people |
|
|
| my people |
|
|
| some people |
- [N] bazıları, bazı insanlar
|
|
| the people |
|
|
| people's republic |
|
|
| Polish People's Republic |
- [NPR] Polonya Halk Cumhuriyeti
|
|
| the people of quality |
- [N] yüksek sosyete, sosyete, yüksek sınıftan halk
|
|
| take people as they are |
- [V] insanları oldukları gibi kabul etmek
|
|
| two people |
|
|
| Most people think so. |
Çoğu kimse böyle düşünüyor. |
|
| people |
i. 1. birileri: Be quiet! There are people in the next room. Sus! Yandaki odada birileri var. Are there people in the next room? Bitişikteki odada kimse var mı? Do those people really believe that? Onlar gerçekten ona inanıyor mu? Most people from that area are like that. Oralıların çoğu öyle. All the people in the village came. Tüm köy halkı geldi. 2. insanlar, insanoğlu: People are like that. İnsanlar öyle. 3. Bazı genellemelerde kullanılır: People will say she did it on purpose. Mahsus yaptığını söyleyecekler. 4. {belirli bir ülkede yaşayan/belirli bir soydan gelen} halk: He wishes to serve his people. Halkına hizmet etmek istiyor. 5. aile, bir kimsenin yakınları. 6. çoğ. uluslar, milletler, kavimler.
f. {insanlar} {bir yere} yerleşmek; insanları {bir yere} yerleştirmek; {bir yeri} iskân etmek. |
|