| drop |
{drɒp}
- [N] damla, az miktar, şeker, azalma, düşme, düşüş, iniş, perde {sahne}
- [V] damlamak, düşmek, bitmek, kesilmek, dalmak, tutulmak, alçalmak, yavrulamak, damlatmak, düşürmek, atmak, söylemek, bırakmak, kesmek, ilişkisini kesmek, görüşmemek, çıkarmak, söyleyememek {harf}, öldürmek
|
|
| drop |
i. 1. damla: a drop of water su damlası; bir damla su. Would you like a drop of brandy? Bir konyak ister misiniz? 2. düşüş, iniş: a drop in prices fiyatlarda düşüş. 3. damla, pek az miktar; bir yudum.
f. {
__ped/
__t,
__ping} 1. damlatmak; damlamak. 2. düşürmek; düşmek: You dropped your pen. Kalemini düşürdün. The inflation rate has dropped to forty percent. Enflasyon oranı yüzde kırka düştü. 3. serpmek. 4. {arabadan} indirmek: Where shall I drop you? Seni nerede indireyim? 5. vazgeçmek, bırakmak: A lack of money has forced us to drop that project. Parasızlık yüzünden o projeden vazgeçmek zorunda kaldık. 6. kesmek, son vermek: Let´s drop this discussion. Bu tartışmaya son verelim. 7. {sesi} alçaltmak; {ses} alçalmak. |
|
| drop |
f. {ped veya -t, ping} damlatmak; elinden bırakıp düşürmek; serpmek; yol vermek, salıvermek, bırakmak; yazıda, örgüde satır veya ilmik atlamak; indirmek, geride bırakmak; damlamak; düşmek, birdenbire inmek; düşüp ölmek, ölü gibi düşmek; argo kumarda para kaybetmek; {hayvan} doğurmak. drop astern geri kalmak. drop a brick argo pot kırmak. drop a hint bile bile ağzından kaçırmak, imada bulunmak, dokundurmak, isteyerek söylemek. drop a line iki satır yazıvermek, pusula göndermek; piyeste söyleyeceğini unutmak. drop a remark kasten söylemek, farkında değilmiş gibi söylemek. drop asleep uyuyakalmak. drop behind geri kalmak. drop down düşmek, yıkılmak; akıntı ile gitmek. drop in uğramak. drop off düşmek, azalmak {sayıca}, eksilmek; uykuya dalmak. drop on ones knees diz çökmek. drop ones hs h harfini söylememek. drop out ayrılmak {üyelikten}, çıkmak; okula devam etmemek. dropper
i. damlalık. |
|
| drop |
i. damla, katre; az miktarda herhangi bir şey, bir yudum içki; {ecza}. damla; damlaya benzeyen herhangi bir şey damla şeklinde küpe; akide şekeri; pastil; düşme sukut; asma tiyatro perdesi, pano; düşüş uzaklığı; sarp yamaç; {ask}. paraşütle atlama, paraşütle bir defada atlayan asker sayısı. dropforge
f. şahmerdan ile kalıpta basmak. drop hammer {mak}. şahmerdan. drop kick futbol top düşüp yere dokunduktan sonra yapılan vuruş. dropleaf table açılır kapanır kanatları olan masa. droplight
i. alçaltılıp yükseltilebilen asılı lamba. dropout
i. {A.B.D}., Kanada devam mecburiyeti bittikten sonra okuldan ayrılan öğrenci. dropoff
i. azalma, eksilme; dik iniş. a drop in a bucket devede kulak. Hes had a drop too much. içkiyi fazla kaçırmış. at the drop of a hat işaret verilince, hemen, istekle. get veya have the drop on atik davranarak birinden evvel silâh çekmek; üstünlük kazanmak, daha iyi şartlar altında bulunmak. droplet
i. damlacık. |
|
| Drop |
İptal et |
|
|