İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| fresh |
{freʃ}
- [A] taze, günlük, yeni, körpe, temiz, giyilmemiş, ışıl ışıl, hayat dolu, serin, canlı, zinde, dinç, arsız, küstah, yüzsüz
- [ADV] taptaze, taze taze
- [N] serinlik, denize dökülen akarsu
|
|
| fresh |
s.
z.
i. taze, yeni; tatlı {su}; temiz, serin {hava}; canlı; dinlenmiş, taravetli; acemi; {A.B.D}., {k}.dili küstah, cüretkâr; yeniden süt vermeye başlayan {inek};
z. taze taze;
i. serinlik. fresh air camp açık hava kampı. fresh breeze serin ve orta hızda rüzgâr. fresh complexion tazelik, körpelik, taravet. freshwater
s. tatlı suya ait, tatlı suda yaşayan; acemi; {A.B.D}. tanınmayan. begin a fresh chapter yeniden başlamak, yeni bir sayfa açmak. break fresh ground önemli bir hamlede bulunmak. fresh out of {k}.dili yeni tükenmiş. freshly
z. taze olarak, dipdiri. freshness
i. tazelik, dirilik, taravet; acemilik. |
|
| fresh |
s. 1. taze. 2. yeni; yeni yapılmış; yeniden yapılan. 3. zinde; canlı. 4. taze {hava}. 5. k. dili fazla samimi davranan, sulu, cıvık. |
|
| fresh |
fresh
freş
Sıfat
* taze.
* yeni; yeni yapılmış; yeniden yapılan.
* zinde; canlı.
* taze {hava}.
Konuşma Dili
* fazla samimi davranan, sulu, cıvık. |
|
| fresh |
taze, yeni; tatlı {su}; temiz, serin {hava}; canlı |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
|
|