Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
give Dinle! {gıv}
  • [N] uysallık, yumuşaklık, esneklik
  • [V] vermek, hediye etmek, uçlanmak, ödemek, düzenlemek, yapıvermek, esnemek, gitmek
give f. {gave, given} vermek, hediye etmek, hibe etmek; devretmek; tayin etmek; baskı altında eğilmek veya çökmek; bel vermek; çekilmek; açılmak, nazır olmak, bakmak; erimek, erimeye yüz tutmak. give a good account of oneself iyi davranmak. give a command emir vermek. give a dinner ziyafet tertip etmek. give one a piece of ones mind bir kimsenin kusurunu yüzüne karşı söylemek, aklını başına getirmek. give a play temsil vermek; bir piyes oynamak. give a present hediye vermek. give away vermek, hediye etmek; ele vermek, sırrını açıga vurmak; düğünde gelini damada teslim etmek. give back geri vermek; geri çekilmek. give birth to doğurmak. give chase to kovalamak. give {a person} credit for {bir kimseyi }haklı veya muktedir saymak; kredi açmak; eserin sahibini tanımak, tanıtmak. give down kendini sağdırmak {inek}. give ear to kulak vermek, dinlemek. give forth neşretmek, ilân etmek, dışarı vermek. give in teslim olmak; kabul etmek, susmak. give it to azarlamak; dövmek. give off çıkarmak {duman, koku, ışık}; sızdırmak {gaz}; salmak {dal}. give offense darıltmak. give one a cold bir kimseye nezle geçirmek. give ones life to hayatını adamak, kendini vermek. give oneself airs çalım satmak, gösteriş yapmak, poz takınmak. give oneself trouble sıkıntıya girmek, başını derde sokmak. give out takati kesilmek, bitmek; ilân etmek, yaymak, bildirmek. give over vaz geçmek; terketmek, teslim etmek, ümidini kesmek. give place to yer vermek, meydan vermek, çekilmek. give rise to sebebiyet vermek. give suck emzirmek, meme vermek. give thanks şükretmek. give the slip yanından savuşup kaçmak, slang toz olmak. give up vaz geçmek, teslim olmak, ümidi kesmek; pes etmek; terketmek, teslim etmek. give up the ghost ölmek, son nefesini vermek. give up the struggle teslim olmak, pes etmek, mücadeleden vaz geçmek, çekilmek. give way çekilmek, kuvveti tükenmek; kendinden geçmek; çökmek. give way to müsaade etmek, serbest bırakmak, koyuvermek. given to düşkün olan {bir şeye}, müptelâsı.
give i. gerilme hassası, elastikiyet. give -and-take

i. elbirliği.
give f. {gave, giv.en}
1. vermek.
2. sebep olmak: Her presence gives him pleasure. Varlığı ona mutluluk veriyor. It gave him a shock. Onu şoke etti. This noise is giving me a headache. Bu gürültü başımı ağrıtıyor.
3. göstermek: Can you give us some proof? Bize kanıt gösterebilir misiniz?
4. esnemek, açılmak, eğilmek.
5. esnek davranmak.
6. çökmek.
give i. esneklik.

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
give a good account of oneself
  • [V] kendini göstermek, yüzünün akıyla çıkmak
give an account of
  • [V] hesap vermek
give an account of oneself
  • [V] hesap: yaptığının hesabını vermek, nerede ne yaptığını anlatmak
give affront to
  • [V] hakaret etmek, herkesin içinde hakaret etmek, küçük düşürmek
give oneself airs
  • [ID] hava atmak, havalara girmek, fiyaka yapmak
give smth. an airing
  • [V] havalandırmak
give the alarm
  • [V] alârm çalmak, tehlike işareti vermek
Does your clinic give anonymous AIDS tests?
  • [PHR] isimsiz: Kliniğiniz isimsiz AIDS testi yapıyor mu?
Could you please give me an appraisal for this?
  • [PHR] değer: Bunun için değer biçer misiniz?
give audience to smb.
  • [V] huzuruna kabul etmek
Give me several slices of bacon, please.
  • [PHR] domuz: Birkaç dilim domuz pastırması verin, lütfen.
give smb. the bag
  • [ID] kovmak
Please give me a bag of potato chips.
  • [PHR] poşet: Bir poşet patates çipsi verin lütfen.
Please give me a bar of soap.
  • [PHR] kalıp: Bir kalıp sabun verin lütfen.
give smb. beans
  • [ID] azarlamak, paylamak
give a beating
  • [ID] dövmek, yenmek, sopa çekmek
Please give me a bottle of beer.
  • [PHR] bira: Lütfen bir şişe bira verin.
give smb. the benefit of
  • [V] yararlandırmak
give a wide berth to
  • [ID] uzak durmak, yanına sokulmamak
give smb. best
  • [ID] yenilgiyi kabullenmek