İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| I'm feeling a little drunk. |
- [PHR] sarhoş: Biraz sarhoş oldum.
|
|
| feeling |
{'fi:lıŋ}
- [A] duygusal, hassas, duyarlı, duygulu, canlı
- [N] dokunma, dokunma hissi, algı, his, duygu, şefkât, hissetme, sezi, acıma, görüş, bakış açısı, sezgi, izlenim
|
|
| have a feeling |
|
|
| fellow feeling |
- [N] ortak duygu, halden anlama
|
|
| inferiority feeling |
|
|
| a feeling of insecurity |
güvensizlik duygusu. |
|
| do s.t. with feeling |
bir şeyi duyarak yapmak: He plays the piano with feeling. Piyanoyu duyarak çalıyor. |
|
| feeling |
i.
s. his, duyu, duygu, dokunma; dokunma hissi; {çoğ}. his dünyası, iç âlemi, merhamet, şefkat;
s. duygulu, hisli, hassas; şefkatli; dokunaklı, tesirli. hurt ones feelings hatırını kırmak, gücendirmek. feelingly
z. tesir ederek, hissederek, duyarak, hislerle. |
|
| feeling |
i. 1. his, duygu. 2. çoğ. his dünyası, iç âlemi. |
|
| feeling |
duygu |
|
| have a feeling for |
-in dilinden anlamak: She has a feeling for animals. Hayvanların dilinden anlar. |
|
| I´ve a sinking feeling you´re right. |
Korkarım haklısın. |
|
| She entered the director´s office with a sinking feeling. |
Müdürün odasına endişe içinde girdi. Their spirits sank. Neşeleri kayboldu. |
|
| |