İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| in |
{ın}
- [A] içeride, moda, evde, yerinde, iç, gelmiş olan, tutulan, iktidarda olan
- [ADV] içinde
- [PREP] de: -de, da: -da, içinde, içine, halinde, olarak, içeriye, içeri
|
|
| ın |
1. İndiyum elementinin simgesi. |
|
| in |
edat 1. içinde, -de, -da: in the box kutuda. in the envelope zarfın içinde. 2. içine, -e, -a: Put it in your pocket. Cebine koy. 3. içinde, -de, -da, durumunda, halinde: in poverty yoksulluk içinde. in panic panik halinde. 4. iken, -ken: in writing the book kitabı yazarken. 5. ile: in anger öfkeyle. in haste aceleyle. 6. olarak: He wrote an article in response to his critics. Kendisini eleştirenlere cevap olarak bir makale yazdı. 7. bakımından, açısından, -ce, -ca: In quality, his writings surpass those of his contemporaries. Onun yazıları nitelik açısından çağdaşlarınınkinden üstün. 8. -den yapılmış: The book was bound in leather. Kitabın cildi deriden yapılmış. 9. ile, kullanarak: written in pencil kurşunkalemle yazılmış. upholstered in blue mavi renkle döşenmiş. 10. -li, -lı: in a fur coat kürk mantolu. in uniform üniformalı. |
|
| in |
s. 1. iç. 2. iktidardaki. 3. elinde. 4. içeri doğru yönelen. 5. çok moda olan. |
|
| in |
i. 1. yetkili kişi. 2. k. dili torpil, piston. |
|
|
Türkçe » İngilizce  |
Yukarı  |
| in |
- [N] den, lair, cave, hole, burrow, couch, earth, haunt
|
|
| in |
lair {of a wild animal}, den; burrow, earth; set; cave.
in gibi dark and narrow {place}. |
|
| in |
{used with cin and a negative verb} no one whatsoever, not a soul: İn cin gözükmüyordu. Not a soul was to be seen.
in cin top oynamak /da/ {for a place} to be completely deserted: Sokakta in cin top oynuyordu. The street was completely deserted.
in misin, cin misin? Are you a person or are you a jinni? {phrase often used in Turkish fairy tales}. |
|
| in |
* lair {of a wild animal}, den; burrow, earth; set; cave. |
|
| in |
* ({used with) [cin] (and a negative verb}) no one whatsoever, not a soul:
İn cin gözükmüyordu.
Not a soul was to be seen. |
|
|
|