İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| living |
{'lıvıŋ}
- [A] yaşayan, sağ, canlı, güncel, hayat
- [N] hayat, yaşam, yaşama, geçim, oturma, papazlık makamı
|
|
| living |
s. 1. yaşayan, canlı, diri, sağ. 2. yaşayanlara özgü. |
|
| living |
i. 1. yaşam. 2. yaşam tarzı. 3. geçim yolu. |
|
| living |
s. yaşayan, canlı, diri, sağ; canlandırıcı; yaşayanlara ait; zinde, kuvvetli, faal; tıpkı. living language yaşayan dil. living picture canlı tablo. living wage geçindirebilecek maaş. a living faith kuvvetli iman. |
|
| living |
i. yaşama, hayat tarzı; geçim; geçinme; the ile yaşayanlar. living room bir ailenin oturma odası. good living hali vakti yerinde olma, rahat yaşama. makeones living hayatını kazanmak, geçinmek. |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| cost-of-living allowance |
|
|
| living being |
|
|
| clean living! |
- [INTRJ] saflığını bozma!, temiz kal!, hep böyle kal!
|
|
| living creature |
|
|
| earn a living |
- [V] hayatını kazanmak, geçinmek
|
|
| eke out a living |
|
|
| gracious living |
|
|
| cost-of-living index |
- [N] geçim indeksi, hayat pahalılığı göstergesi
|
|
| a bare living |
|
|
| earn a bare living |
- [V] kıt kanaat geçinmek, yaşayacak kadar kazanmak
|
|
| good living |
|
|
| make a living |
- [N] hayatını kazanma, geçimini sağlayabilme
- [V] geçinmek
|
|
| the living |
- [N] canlı: canlılar, yaşayanlar
|
|
| What do you do for a living? |
- [PHR] iş: Hangi iş yapıyorsunuz?
|
|
| living beings |
|
|
| living conditions |
- [N] hayat şartları, yaşam koşulları
|
|
| living creatures |
|
|
| living room |
{'lıvıŋ,ru:m}
|
|
| living space |
{'lıvıŋ,speıs}
- [N] yaşam yeri, hayat sahası
|
|
| living wage |
- [N] geçinmeye yetecek ücret
|
|
|
|