İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| perfect |
{pər'fekt}
- [V] tamamlamak, kusursuz yapmak, mükemmelleştirmek
|
|
| perfect |
{'pɜ:rfıkt}
- [A] mükemmel, kusursuz, eksiksiz, tam
- [N] tamamlanmış geçmiş zamanlı fiil
|
|
| perfect |
f tamamlamak, bitirmek, ikmal etmek; tekamül ettirmek. perfectibility
i. kemale erme kabiliyeti. perfectible
s. tamamlanabilir; tekâmül ettirilebilir. perfective
s. mükemmelleştirici; tamamlayıcı. perfectively
z. tamamlayıcı olarak; mükemmelleştirici surette. |
|
| perfect |
s.
i. tam, mükemmel; kusursuz; iyice öğrenilmiş {ders}; bot. olgun; aynı çiçekte hem erkeklik hem dişilik uzvu olan, tam; k.dili pek çok, müthiş; gram. geçmiş;
i. gram. geçmiş zamanlı fiil; geçmiş zaman. perfect circle tam daire. perfect nonsense saçma şey. perfect pitch bak. absolute pitch. perfectly
z. tamamen; mükemmel olarak. perfectness
i. mükemmellik, kusursuzluk. |
|
| perfect |
s. 1. mükemmel; kusursuz; tam: perfect circle tam daire. perfect specimen kusursuz örnek. 2. k. dili tam, sapına kadar: perfect nonsense tam bir saçmalık. |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
|
Türkçe » İngilizce İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| present perfect tense |
1. a perfective tense used to express action completed in the present; "`I have finished` is an example of the present perfect". |
|
|
|