Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
settle Dinle! {'setəl}
  • [N] tahta kanape, bank, sıra
  • [V] konmak, tünemek, çökelmek, yerleşmek, çökmek, oturmak, ayak uydurmak, adapte olmak, uyum sağlamak, hafiflemek, yatışmak, durulmak, berraklaşmak, bastırmak, dibe oturmak, karar vermek, karar kılmak, yetinmek, yerleştirmek, yerine getirmek, süzmek, yatıştırmak, belirlemek, kararlaştırmak, anlaşmak, ödemek, bağlamak {nafaka}, ömür boyu hak vermek
settle {f.}, {i.} yerleştirmek, yerleşmek; düzeltmek; sakinleştirmek; dibe çökmek, posasını çöktürmek; durulmak; {k.dili} hesaplaşmak; karara varmak; ödemek, hesabı kapatmak; iskân ve imar etmek; bir karara bağlamak, halletmek; konmak {kuş}; oturmak {temel}; katileştirmek. settle accounts hesaplaşmak, hıncını almak. settle down yerleşmek, oturmak. settle in yerleşmek; {kış} bastırmak. settle on karar vermek; {huk.} {irat, nafaka} bağlamak. settle ones hash {k.dili} hakkından gelmek, göstermek, pes dedirtmek. settle the stomach karın ağrısını geçirmek. settle up hesap görmek. That settles it ! Tamam işte ! settled {s.} yerleşik; sabit; halledilmiş.
settle f.
1. {insanları} {bir yere} yerleştirmek; {insanları} {boş bir yere} iskân etmek; -e yerleşmek.
2. {bir şeyi} {bir yere} oturtmak; -e oturmak: He settled himself in his armchair. Koltuğuna oturdu.
3. {kuş} konmak.
4. {sinirleri} yatıştırmak; {mideyi} rahatlatmak; yatışmak; rahatlamak.
5. {binada} tasman meydana gelmek: This building has settled a little. Bu binada ufak çapta bir tasman meydana geldi.
6. {kahveyi} berraklaştırmak.
7. {sıvının içindeki katı maddeleri} çökeltmek.
8. {sıvının içindeki katı maddeler} çökelmek.
9. {kuru bir maddeyi} çökertip sıkıştırmak.
10. {kuru bir madde} çöküp daha sıkışık olmak.
11. karar vermek, kararlaştırmak.
12. {bir anlaşmazlığı/davayı} halletmek, çözmek: He settled with her for five hundred million liras. Beş yüz milyon lira için onunla olan anlaşmazlığı halletti.
settle set.tle set'ıl Fiil * {insanları} {bir yere} yerleştirmek; {insanları} {boş bir yere} iskân etmek; -e yerleşmek. * {bir şeyi} {bir yere} oturtmak; -e oturmak. * {kuş} konmak. * {sinirleri} yatıştırmak; {mideyi} rahatlatmak; yatışmak; rahatlamak. * {binada} tasman meydana gelmek. * {kahveyi} berraklaştırmak. * {sıvının içindeki katı maddeleri} çökeltmek. * {sıvının içindeki katı maddeler} çökelmek. * {kuru bir maddeyi} çökertip sıkıştırmak. * {kuru bir madde} çöküp daha sıkışık olmak. * karar vermek, kararlaştırmak. * {bir anlaşmazlığı, bir davayı} halletmek, çözmek.
settle yerleştirmek, yerleşmek; düzeltmek; sakinleştirmek

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
settle accounts with
  • [ID] hesaplaşmak, hıncını almak
settle an account
  • [V] hesap: hesabı ödemek, hesaplaşmak
settle a dispute
  • [V] ara bulmak
settle smb.'s hash
  • [ID] defterini dürmek, susturmak, icabına bakmak
Can we settle the matter between ourselves?
  • [PHR] çözmek: Bu sorunu kendi aramızda çözebilir miyiz?
marry and settle down
  • [V] evlenip durulmak, evlenip yuva kurmak
settle down
  • [V] demir atmak, yerleşmek, kurulmak, yuva kurmak, uslanmak, durulmak
settle down to
  • [V] koyulmak, kendini vermek, kendini adamak, dikkat: dikkatini vermek
settle for
  • [V] razı olmak, kabul etmek, kabullenmek, hesap: hesabı ödemek
settle in
  • [V] yerleşmek {eve}, bastırmak
settle on
  • [V] uzlaşmak, uzlaşmaya varmak, azmetmek
settle up
  • [V] hesaplaşmak, hesap görmek
settle with
  • [V] uzlaşmak, anlaşmak, anlaşmaya varmak
settle a score with s.o. k. dili biriyle kozunu paylaşmak, biriyle hesaplaşmak; birinden {bir şeyin} acısını çıkarmak.
settle accounts hesaplaşmak, hesap görmek.
settle accounts hesaplaşmak.
settle an account bir hesabı kapatmak.