| squeeze |
{skwi:z}
- [N] sıkma, sıkışma, kucaklama, sıkışıklık, izdiham, zorla alma, baskı, sıkıştırma
- [V] sıkmak, suyunu çıkarmak, sıkıştırmak, ezmek, tıkıştırmak, sığdırmak, baskı yapmak, para sızdırmak, zorla almak, sıkışmak, ezilmek, sığmak
|
|
| squeeze |
f. 1. {meyve, ıslak bez v.b.´ni} sıkmak: Squeeze me a glass of orange juice. Bana bir bardak portakal suyu sık. She squeezed some toothpaste out of the tube. Tüpten biraz diş macunu sıktı. 2. into/in -e sıkıştırmak: Can you squeeze this into your schedule? Bunu programınıza sıkıştırabilir misiniz? I squeezed myself with difficulty into the crowded car. Kendimi kalabalık vagonun içine zor sıkıştırdım. 3. sıkıştırmak, zor bir duruma sokmak: Inflation´s squeezing us. Enflasyon bizi sıkıştırıyor.
i. 1. sıkma, sıkış. 2. sıkım, bir defada sıkılan miktar. 3. kıtlık; kısıtlama. 4. kıtlıktan/kısıtlamadan ileri gelen zor durum. |
|
| squeeze |
f.
i. sıkmak, ezmek; sıkıştırıp tıkmak; kısmak; sıkıştırıp sızdırmak {para}; sıkıştırmak; yaş kağıtla kalıbını çıkarmak;
i. sıkma, sıkıştırma; yaş kâğıtla çıkarılan kalıp. in a squeeze zor durumda. squeeze bottle sıkıştırılınca içindekiler boşalan plastik şişe. squeeze into sıkışmak, sıkışıp arasına girmek. squeeze out vicdansızca mahvına sebep olmak. squeeze play karşı tarafı zor duruma düşürme, sıkıştırma. squeeze through sıkışıp arasından geçmek. |
|
| squeeze |
squeeze
skwiz
Fiil
* {meyve, ıslak bez v.b.'ni} sıkmak:
Squeeze me a glass of orange juice.
Bana bir bardak portakal suyu sık.
* [into/in] -e sıkıştırmak.
* sıkıştırmak, zor bir duruma sokmak.
İsim
* sıkma, sıkış.
* sıkım, bir defada sıkılan miktar.
* kıtlık; kısıtlama.
* kıtlık veya kısıtlamadan ileri gelen zor durum. |
|
| squeeze |
sıkmak, ezmek; sıkıştırıp tıkmak; kısmak; sıkıştır |
|
|