Sonuçlar

İngilizce » Türkçe Yukarı
stuff Dinle! {stʌf}
  • [N] şey, eşya, madde, hammadde, kumaş, yünlü kumaş (Brit.), kereste, kâğıt hamuru, saçma, zırva, saçmalık, hamur, öz, uyuşturucu, kaçak içki
  • [V] doldurmak, içini doldurmak, tıkamak, sürmek, tıkmak, tıkıştırmak, tıkınmak, tıka basa yemek
stuff i.

f. madde; asıl, esas; k.dili. eşya, ev eşyası; boş laf, saçma; kumaş; ilâç; k.dili. şey, zımbırtı, zırıltı; {argo} hüner; {argo} görev; {argo} para;

f. tıka basa doldurmak; doldurmak; dolma yapmak; tıkamak; tıkıştırmak; çok laf ile kafa şişirmek; {seçim sandığını} sahte oylarla doldurmak; dolgunluk vermek; çok yedirmek; tıka basa yemek, tıkınmak. stuff and nonsense baştan aşağı saçma; incir çekirdeğini doldurmayacak şey. Stuff it! {argo} Kes be!. stuffed shirt k.dili. resmiyete önem veren kibirli kimse. house hold stuff ev eşyası. Thats the stuffl Bravol Aferin!. stuffing

i. doldurma, dolgu; vatka; fodra; dolmalık iç, dolma içi.
stuff i.
1. madde: What do you call that oily stuff? O yağlı maddenin adı ne?
2. {belirli bir tipe özgü} karakteristikler: He´s the stuff of which dictators are made. Onun hamurundan pekâlâ bir diktatör çıkar.
3. eşya; bagaj: He carried all his stuff downstairs. Pılısını pırtısını aşağıya götürdü.
4. k. dili içki, alkollü içecek.
5. k. dili ilaç.
6. argo uyuşturucu, uyuşturucu madde.
7. k. dili yazılar: I like the stuff you write. Senin yazdıkların hoşuma gidiyor.
8. argo {belirli bir} davranış: I don´t want any funny stuff out of you! Sakın bir tilkilik yapmaya kalkma! No rough stuff! Metazori yok!

f.
1. {with} {ile} doldurmak: She stuffed it with feathers. Onu kuştüyüyle doldurdu.
2. tahnit etmek.
3. in -e {bir şey} tıkıştırmak: Don´t stuff anything else in that bag! O bavula başka bir şey tıkıştırma!
4. up {birinin burnunu} tıkamak; {bir deliği} doldurarak kapatmak, tıkamak.
stuff stuff st^f İsim * madde: What do you call that oily stuff? O yağlı maddenin adı ne? * {belirli bir tipe özgü} karakteristikler. * eşya; bagaj. Konuşma Dili * yazılar. slang * {belirli bir} davranış: I don't want any funny stuff out of you! Sakın bir tilkilik yapmaya kalkma! No rough stuff! Metazori yok! Fiil * [{with}] {ile} doldurmak. * tahnit etmek. * [in] -e {bir şey} tıkıştırmak. * [up] {birinin burnunu} tıkamak; {bir deliği} doldurarak kapatmak, tıkamak.
stuff madde; asıl, esas; {k. dili} eşya, ev eşyası; boş

İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar Yukarı
dye-stuff {'daı,stʌf}
  • [N] boya maddesi
garden stuff {'gɑ:rdən,stʌf}
  • [N] bahçe ürünü, sebze meyve
hot stuff {'hɒt,stʌf}
  • [N] mükemmel kimse, harika şey, seksi kimse
rough stuff
  • [N] şiddet, zorbalık
sob stuff {'sɒbstʌf}
  • [V] santimantalizm
  • [N] aşırı duygusallık
know one's stuff
  • [V] işi bilmek
stuff and nonsense
  • [N] saçma sapan {lâf}
stuff oneself
  • [V] tıkınmak
stuff smb.
  • [V] aldatmak, kandırmak, kazıklamak
stuff smb. with lies
  • [V] yalanlarla kandırmak
do one´s stuff k. dili marifetini göstermek.
hot stuff
1. kaliteli mal.
know one´s stuff k. dili ilgilendiği konuyu iyi bilmek.
Stuff and nonsense! k. dili Ne saçma!
Stuff it! k. dili Haydi oradan!/Zırvalama!
stuff o.s. k. dili tıkınmak, tıka basa yemek yemek.
That´s the stuff! k. dili Aferin!
do one's stuff Konuşma Dili * marifetini göstermek.
know one's stuff * ilgilendiği konuyu iyi bilmek.
Stuff and nonsense! * Ne saçma!