| ebb tide |
{,eb'taıd}
- [N] cezir hali, denizin çekilmesi, düşüş, kötüye gitme
|
|
| flash flood |
- [N] su baskını, ani su taşması
|
|
| flood |
{flʌd}
- [N] sel, su baskını, taşkın, tufan, bolluk, sel gibi şey
- [V] basmak, akın etmek, istila etmek, yağdırmak, sel basmak, su basmak
|
|
| a flood of tears |
- [N] sel gibi akan gözyaşı
|
|
| the Flood |
- [NPR] tufan: Büyük Tufan, tufan: Nuh Tufanı
|
|
| flood disaster |
|
|
| neap tide |
- [N] gelgit: onbeş günde bir olan hafif gelgit
|
|
| tide |
{taıd}
- [N] gelgit, met cezir, cereyan, akış, eğilim, meyil, mevsim, met
- [V] akıntı ile yüzmek
|
|
| high tide |
- [N] suların yükselmesi, zirve, doruk, en yüksek nokta, denizin en yüksek olduğu durum, met
|
|
| low tide |
{,ləʋ'taıd}
- [A] deniz alçalması
- [N] cezir, suların çekilmesi, alçalmış deniz
|
|
| the incoming tide |
- [N] denizin yükselmesi, met
|
|
| tide gage |
|
|
| tide gauge |
{'taıdgeıdʒ}
|
|
| tide over |
- [V] atlatmak, üstesinden gelmek, çıkarmak {kışı}
|
|
| annual flood |
yıllık taşkın |
|
| ebb tide |
cezir, inik deniz. |
|
| flash flood |
aniden gelen sel. |
|
| flood |
i. sel; su baskını, taşkın.
f. 1. sel basmak; su basmak. 2. sel gibi akmak. 3. oto. {motoru} ambale etmek. |
|
| flood |
i.
f. sel, taşkın tufan, seylap: met, kabarma; su, deniz, derya, nehir: bolluk:
f. üstüne sel gibi su salıvermek, sel basmak, istilâ etmek: sel gibi akmak, taşmak coşmak; {tıb}. {rahim} fazla kanamak. flood control su baskınını önleme. floodgate
i. set kapak. floodlight
i. projektör. floodlighting
i. projektörle aydınlatma. flood of light bol ışık, bol ziya. flood plain {coğr}. taşkın ovası. flood of tears sel gibi akan göz yaşı. flood tide met, kabarma. the Flood Nuh tufanı. flooded with letters mektup yağmuruna tutulmuş. |
|
| flood plain |
coğr. taşkın yatağı. |
|
|