İngilizce » Türkçe  |
Yukarı  |
| tide |
{taıd}
- [N] gelgit, met cezir, cereyan, akış, eğilim, meyil, mevsim, met
- [V] akıntı ile yüzmek
|
|
| tide |
i.
f. gelgit; met ve cezir, meddücezir; akıntı; zaman, vakit; mevsim, saat; akış, cereyan, istikamet, temayül;
f. gelgit gibi yükselip alçalmak; akıntı ile gitmek; gelgit yardımı ile limana girmek veya çıkmak. tide gate havuzun gelgit kapısı; gelgit akıntısının kuvvetli olduğu yer. tide lock gelgit etkisi altında olan limandaki gemi havuzunu inmeden koruyan kapı. tide over geçici olarak yardım etmek. The tide has turned. Artık işler yoluna girdi. Time and tide wait for no man. Fırsat elden gidince bir daha bulunmaz. We have enough oil to tide us through the winter. Kışı çıkaracak kadar yakıtımız var. The tide is coming in. Deniz yükseliyor. The tide is going out. Deniz alçalıyor. |
|
| tide |
i. gelgit, meddücezir. |
|
| tide |
tide
tayd
İsim
* gelgit, meddücezir. |
|
| tide |
gelgit; met ve cezir, meddücezir; akıntı; zaman, v |
|
|
İngilizce » Türkçe İlişkili Sonuçlar |
Yukarı  |
| ebb tide |
{,eb'taıd}
- [N] cezir hali, denizin çekilmesi, düşüş, kötüye gitme
|
|
| flood-tide |
{'flʌdtaıd}
|
|
| neap tide |
- [N] gelgit: onbeş günde bir olan hafif gelgit
|
|
| high tide |
- [N] suların yükselmesi, zirve, doruk, en yüksek nokta, denizin en yüksek olduğu durum, met
|
|
| low tide |
{,ləʋ'taıd}
- [A] deniz alçalması
- [N] cezir, suların çekilmesi, alçalmış deniz
|
|
| the incoming tide |
- [N] denizin yükselmesi, met
|
|
| tide gage |
|
|
| tide gauge |
{'taıdgeıdʒ}
|
|
| tide over |
- [V] atlatmak, üstesinden gelmek, çıkarmak {kışı}
|
|
| ebb tide |
cezir, inik deniz. |
|
| flood tide |
kabarma, met. |
|
| high tide |
kabarma, met. |
|
| high tide |
1. met zamanı. 2. met hareketi, denizin kabarması; met hali. |
|
| low tide |
cezir, inik deniz. |
|
| low tide |
1. cezir zamanı. 2. cezir hareketi, denizin alçalması; cezir hali. |
|
| row against the tide |
akıntıya karşı kürek çekmek, güçlüklere karşı çabalamak. |
|
| row against the tide |
akıntıya karşı kürek çekmek, güçlüklere karşı çabalamak. |
|
| stem the tide of |
ile baş etmek, -i engellemek, -i durdurmak. |
|
| swim against the tide |
egemen olan görüşe karşı gelmek. |
|
| swim with the tide |
egemen olan görüşe uymak. |
|
|
|