| It's right across the street. |
- [PHR] karşısında: Sokağın karşısında.
|
|
| across the street |
- [ADV] karşıdan karşıya, yolun karşısında, karşıya
|
|
| back street |
{'bækstrıt}
|
|
| be in Carey Street |
|
|
| in Carey Street |
|
|
| Civvy Street |
|
|
| dead-end street |
|
|
| Downing Street |
- [NPR] İngiliz hükümeti, Londra: Londra'da hükümet binalarının olduğu sokak
|
|
| the other end of the street |
|
|
| Fleet Street |
- [N] basın, gazetecilik, medyanın etkisi
- [NPR] basın: Londra'da basın sokağı
|
|
| Grub-street |
{'grʌb,stri:t}
- [A] edebi değeri olmayan, piyasa yazarlarına ait
- [N] piyasa yazarları
|
|
| This is a one-way street. |
- [PHR] tek: Burası tek yön.
|
|
| over the street |
|
|
| This is a pedestrian street only. |
- [PHR] yaya: Burası sadece yayalara açık.
|
|
| be in queer street |
- [V] parasız kalmak, borcu olmak, zor durumda olmak, başı dertte olmak
|
|
| side street |
{'saıdstri:t}
|
|
| street |
{stri:t}
|
|
| high street |
|
|
| in the street |
|
|
| main street |
- [N] anacadde, anayol, cadde, gelenek: taşra gelenekleri
|
|